Ölüm Taksisi’nde Tatlı Melodiler: Death Cab for Cutie!
14 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Blogi | Manşet, Blogi | Müzik
Küçüklüğümden beri içinde gitar olan herşeye çok fazla ilgi duydum… Hatta sadece gitar olduğu için küçücük beynimle Tarkan’ın “Ölürüm Sana” şarkısına taparcasına bir muamelede bulunduğumu hatırlıyorum. Zaman geçti, büyüdüm, geliştim ama bendeki gitar sevgisi, saygısı hiç tükenmedi.. Ama en azından sırf içinde dın-dın elektro gitar var diye Tarkan fanı olmaktan vazgeçtim.
Bilirsiniz zaten; ergenliğe geçtikçe böyle bir öfke patlaması, bir kişilik kayması falan yaşarsınız. Genellikle erkek çocuklar asileşirler, metal falan dinlemeye başlarlar. Bendeki gitar sevgisinin üzerine bu o kadar denk geldi ki anlatmam. Metallica olsun, Korn olsun, Linkin Park olsun, ne bulursam dinlemeye başladım. Hala da dinliyorum bu grupları ama büyüdükçe müzik zevkimde de bazı oynamalar yaşadım. İşte bu oynamaların dönüm noktalarından biri Death Cab for Cutie!
Aslında tam olarak anlatılmaz yaşanır diye adlandırabileceğimiz bir grup. Olabildiğince indie takılan, kendi hallerinde, fazla şan şöhret ile alakaları olmayan, ama çok sağlam müzik yapan bir grup. İlk önce isimlerini, şimdinin rahmetlisi Rolling Stone Türkiye’de gördüm. Paramore röportajıydı sanırım, en sevdikleri gruplardan birini Death Cab olarak açıklamışlardı. Şimdinin “emo” olarak adlandırılan kuşağın en popüler gruplarından olan Paramore’un örnek aldığı grup ancak kendileri gibi olur diyip bir kenara atmıştım isimlerini… Taa ki bir internet radyosunda “Cath…” ile tanışana kadar…
Şarkı beni öyle başka yerlere götürdü ki, hayatınızdaki bütün güzel şeylerin aynı anda dile gelip size sizi anlatması gibiydi ve bunları sadece melodiyi dinleyerek hissediyordum. Sözleri de gayet başarılı ama ilk girişte sizi vuran gitar ve sonrasındaki melodi, gerçekten sizi sizden alan unsurlar…
Sonrasında “A Movie Script Ending” ile tanıştım. Gerisi ise çorap söküğü gibi geldi…
Death Cab for Cutie, sizi öyle sarıyor ki, bağımlısı olmaktan ziyade artık hava, su gibi temel bir ihtiyaç haline geliyor. Mesela ben artık günde 2 kere “Information Travels Faster” dinlemezsem kendime gelemiyorum.
Biraz araştırıldığı zaman, gayet kendi hallerinde ama mükemmel müzisyenlerden oluşmuş bir grup görüyorsunuz karşınızda. Enstrumanlarına çok ciddi derecede hakim, melodik yanları ise çok güçlü… Kesinlikle dinlenmesi, bir tadına bakılması gerek grup Death Cab for Cutie… “Emo” olarak fişlenmek istemeyen arkadaşlar, sakin olun, “Emo” lukla hiç bir alakaları yok, en azından müziğin.
Organizatörlerden ricam, ölmeden dünya gözü ile Death Cab for Cutie isimli bu pek güzide grubu ülkem topraklarında izlemek!!
“Cath…” isimli şarkı, Haftanın Müzik Video’su olarak Blogi sayfalarında!!
Suya boyanmış melodiler…
13 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Blogi | Manşet, Blogi | Müzik
“Everyway That I Can” gibi başarılı bir Eurovision şarkısı ile başladı sanılıyor aslında onların müzik yolculuğu ama aslında herşey 1997 tarihli “Sertab Gibi…” albümü ile başladı. Admin kişisi olarak Sertab Erener’in en sevdiğim albümlerinden biri olan bu pek bi’ güzel albümde çalan insanlara baktığınız zaman, zamanın en önemli isimlerinden oluşan bir kartela ile karşılaşırsınız. Levent Candaş, Yavuz Çetin, Sertab için değişilmez olan Fahir Atakoğlu, vokallerde Emre Altuğ ve tabii ki Demir Demirkan… Ondan sonra zaten öyle bir birbirlerine bağladılar ki, sağır sultan kıvamındakiler bile artık biliyor durumu.
“Sertab Gibi…” albümü başlı başına bir yazı konusu ki bence yazılmalı. 90′lı yılların en mükemmel albümlerinden biridir kendileri. Ama bu yazının konusu yine bir Demir-Sertab ortak yapımı ve projesi olan “Painted on Water”. Konsept olarak bu albümü açıklamaya kalkarsak, türkülerin melodileri, yani özümüz ile soluk benizli halkın özü olan Jazz ve Blues ile birleşmiş halidir. Bizim türkülere Demir Demirkan tarafından yazılmış İngilizce sözleri de Sertab Erener o mükemmel sesiyle yorumlar. Tam olarak buradan da anladığımız gibi, bir “sentez” albümüdür kendileri.
Bu albüm oluşturulma aşamasındayken baya bir iyi takip etmiştim. Çok ilgimi çekmişti. İlk başta dikkatimi çeken içinde barındırdığı müzisyenlerdi. Dave Weckl, Kai Eckhardt, Trilok Girtu, Al Di Meola, Mike Stern, Tuluğ Tırpan ve tabii ki Demir Demirkan. Tam olarak şuradan baktığınızda Jazz-Blues ve Dünya müziğinin “superstar” diye tanımlanabilecek isimleri… Prodüktör ise Demir Demirkan ile birlikte, bence Arif Mardin’den sonraki en iyi Jazz prodüktörlerinden biri olan Jay Newland!(Jay Newland Grammy ödüllü olmasının yanı sıra Norah Jones’un da prdüktörü) Sadece bu isimler bile albümü aldırmaya yeterli olmalı bence.
Bu albümde takıldığım olaylardan biri ise şu; Sertab’ın ve Demir’in anlattıklarına göre, bu müzisyen kadrosundaki isimlerin bazılarıyla Bodrum’daki evlerinde 2000 küsürden fazla türküyü dinlemişler ama nedense yine de bizim günlük hayatta “türkü” denilince ilk akla gelen türküleri bu albüme koymuş olmaları. Belki türkü seçimlerinde biraz daha iyi olabilirlerdi.
Tabii devamlı türkülerden bahsediyoruz ama şöyle bir beklenti içine girilmemeli. Bunu söylüyorum çünkü ben böyle bir beklentinin içindeydim. Adı geçen türküleri Jazz formatında birebir söylenmiş halleriyle beklemeyin. Bir nevi türkülerden “esinlenme” ve “aranjman” olayı söz konusu. Bazı şarkılarda birebir olarak korunmuş melodi (Mesela “Painted on Water”‘a dönüşmüş olan “”Ah Bir Ataş Ver”) ama bazılarında andırmaktan öteye gitmiyor ancak bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum. Her şekilde zevk verebiliyor bu albüm dinleyicisine.
Albüm herşeyi ile bence övgüyü hakediyor. Sertab ve Demir, Painted on Water olarak Amerika turnelerini yeni bitirdiler ve Amerika’da büyük övgü ve beğeni topladılar. Hatta bazılarına göre Grammy adayı olmaları an meselesi!! Eğer öyle bir durum var ise ve gerçekleşirse “Helal Olsun, Bravo!!” demekten ve gururlanmaktan başka yapacak birşey yok! Ama almazlarsa veya aday olma olayı gerçekleşmez ise bile bence kesinlikle gurur duyulması gereken bir proje!!





