Bozuk Saat

14 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Blogi | Yazı, Leon'dan Sevgilerle...

Türk atasözleri oldukça mantıklı ve güzeldir. Severek Kullanırım. Ama bazı atasözleri çok saçma ve mantıksız geliyor bana.  “Sağlam Kafa Sağlam Vucutta Bulunur“  Evet baktığınızda gayet doğru bi söz. Ama “Stephan Hawkins” şu evrendeki en sağlıksız vucuda sahip olan insanlardan biri olmasına rağmen, şu dünyadaki en zeki adam kanımca.. Bu söz birazda Engelli’leri kötüler nitelikteymiş şimdi fark ettim.

Yada en meşhuru “Bozuk bir Saat bile günde 2 kere doğruyu gösterir”.. Evet bu da ilk etapta etkileyici geliyor.. Uu Beybi! diyorsunuz..  Ufak bi hesaplama yaptım. Bozuk bir saat bize 1 günde tam olarak “86398 kere yanlış zamanı” gösteriyor. Kimse kusura bakmasın ama ben bu saati Döverim..

Saat ve zaman kavramları zaten oldum olası sinir olduğum kavramlardır. Her tik-tak ı duyduğumda ölümüme 1 adım daha yaklaştığımı bilmek hiç hoş değil. Hiç şöyle saat’e bakıp 1 dakika boyunca her saniye ölüyorum,ölüyorum,ölüyorum,ölüyorum dedinizmi?  Bunu yapın. Ama olayı saat ile aranızdaki kişisel bir mesele haline getirmeyin..

ilkokulda Astronot olmak istedim.. Orta Okulda Rock Star.. Lisede Porn Star.. Üniversitedeyim bi an önce adam olayım istiyorum.. Sevinsem mi doğru yolu buldum diye, Yada üzülsem mi hayallerim yok oldu diye bilemedim… Ama zaman öyle yada böyle geçti gitti..

Bu yazıyı yazma ilhamlarımdan biri de bu gün çarşıda bi Amcayla konuştum. Amca 43 yıl önce taşınmış Belçikaya. Telefonda Türkçe konuştuğumu duymuş ordan açtı muhabbeti. Amca 82 yaşında, Tren makinistliği yapmış Emekli olmuş. Aldığı ikramiye ile Bir bakkal dükkanı satın alıp, o bakkal dükkanını çalıştırmaya başlamış .. Sordum “Gerçekten 82 yıl yaşamış gibi hissediyormusunuz ” diye. Adam ilkokula başladığı zamanı, babasının tarlada zehirli bir yılan tarafından ölüşünü, Annesini zorla babasının kardeşiyle evlendirilişini, sonra kendi düğününü ve Belçikaya nasıl geldiğini anlattı. Yaşlı olduğu için normal karşıladım basit bir soruya bu kadar detay vermesini. En sona 2 cümle ekledi ” 82 yılı bi kenara bırak 8 dakika yaşamadım gibi. Gavur memleketinde ölüp gidicem işte”.

Üzüldüm..

Eve doğru yürümeye başladım. içeri girdiğimde, üstümü değiştirip eski püskü eşyalarımı giydim. Kapının önüne park ettiğim “Zaman Makineme” atlayıp kordinatları ve zamanı girip “zehirli yılanın” Amcanın, babasını öldürdüğü zamana gittim..

Yılanı çomakla öldürdüm.. Amcanın babası da “neden öldürdün zavallı hayvanı, yazık değilmi” diyerek beni temiz dövdü.. Babası’nın bana dayak attığını gören amca’nın çocuk versiyonuda beni tokat içinde bıraktı, sonrada iyice gaza gelerek şerefsiz gibi kenardan kaptığı  “kürekle” belime belime vurmaya başladı.  Can havliyle Zaman makineme atlayıp Geri geldim. Koşa koşa amcanın bakkal dükkana gittim.Sinirden titriyordum. Çok kötü dövecektim amcayı. 82 yılı boyunca totalde yemediği sopayı benden yiyecekti.  Fakat”Amca” yoktu. intikamımı hemen almalıydım! Gözümü kan bürümüştü! Beynimin her kıvrımında amcaya eziyet etmek vardı. Ama amcayı bulamıyordum!

Sinirle bakkal dükkanına girdim. Burdada yoktu. Delirmek üzereydim.. Sağa sola bakmaya başladım. Gözüme “Kinder Suprise” lerdeki indirim çarptı. 2 tanesi 1€ idi. Sinirim geçsin diye aldım 2 tane. Bakkalın önündeki beton kaldırıma oturup, amcayı beklemeye bi yandan çukulatayı kemirip bi yandan da yumurtamdan çıkan oyuncağı, kağıdına bakmadan ” zeki adamım ben ” edasıyla yapmaya çalışıyordum. Ama yapamadım. Kağıdına baktım ve ” haa böyleymiş” dedim. Yanlış taktığım parçayı söküp doğrusunu taktım. Elimde bi araba şekillendi. Hava kararmaya başlamıştı.. Yeşil arabamı Kaldırımın kenarına sürte sürte “vonnnnn vınnnn” efektleri eşliğinde belçika sokaklarında eve doğru yürümeye başladım..

I’amsterdam

14 Ocak 2010 Yazan admin  
Kategori Blogi | Yazı, Leon'dan Sevgilerle...

Evet Amsterdam’a gittim. Ama bunu ballandıra ballandıra anlatıp Kayseride öğrenim gören “Admin” isimli arkadaşımın canını sıkmıycam. Yazık, Günah çünkü.. Ben Burda “Red Light District’ten, Space Cake’ten bahsedecem, o orda kahvede okey oynayan Süleyman abiden Hıdır amcadan bahsedecek… Olmaz yani. O yüzden “şirinler”i görme umudumu yitirmeden iyi bir çocuk olacam ve akıllı uslu oturacam..

Ya da???

Bööle bişey olamaz, kesin birileri şaka yapmıştır diye etrafıma bakındım. Ama hayır elimdeki ilan gerçekti. ” SEX MUSEUM, Damrak 18 Amsterdam” yazıyordu. Beklemediğim bir şeydi. Sex müzesi.. ilk defa duyuyordum hayatımda.. Gülerek ilanı buruşturdum, çöpe atıp, yoluma devam ettim. Desemde inanmayın:) Koşa koşa insanlara çarpa çarpa müzeye ulaştım. 3euro giriş ücretini verdikten sonra aklınıza gelebilecek “her türlü etkinliğin” var olduğu müzeye girdim.. ( Detay için bana yazabilirsiniz )

Müzeden sonra şehrin ara sokaklarında kaybolmak için harekete geçtim. Ara sokaklarda “coffe shop” lar mevcut. Kahve ile hiç bir alakası olmayan mekanlar bu “Coffe shop”lar. Kademe kademe ot çeşitleri, Space cake’ler ve Magic mushroomlar bulunuyor. Kahvede var ama haşhaş çekirdeğinden falan yapıyorlarmış. Pilot olmak için birebir.. İçeride sabahtan beri biriken esrar,marihuana,haşhaş kombinasyonu  içeri girdiğiniz anda balyoz etkisi göstermeye başlıyor. Şöyle bi yarım saat sonra(!) dışarı çıktım. En azından ben yarım saat sonra çıkmış olmayı diliyorum:)

“S”ler çizerek şehrin ünlü meydanlarından biri olan adını hatırlayamadığım “I’amsterdam” yazısının bulunduğu yere gittim. ” Neden S çiziyorsun, neden Adını hatırlamıyorsun” diye sormayın:) Gittiğim meydanda da bişeyler yaptım, ama gel gör ki onlarıda hatırlayamıyorum. Ondan sonra bişeyler bişeyler daha yapmışım bi kaç fotoğraf var ne yaptığımı açıklayan ama çoğu; Kaydıraktan kaymak, su içmek, bisiklete sarılıp gülümsemek gibi anlamsız şeyler:) Hatırlayabilecek duruma geldiğimde gördüğüm ilk şey bi geminin içinde olduğumdu. Sanırım şehri bölen akarsuların arasında dolanıyorduk. Bilmiyorum:)

Sonra beraber geldiğimiz arkadaşlarla buluştuk. Yemek yedik. Sanırım görüntü bu arada bi yerlerde düzeldi. Dünyanın en ünlü “Red Light District” i olan Amsterdam Red Light ına doğru yola çıktık. Ortasından Akarsu geçen kocaman bi cadde idi. Sağlı sollu vitrinler, vitrinlerin içinde bikinili yada tamamen çıplak 18-35 yaş arası güzellik abidesi hatunlar, 40-45 euro’dan başlayan fiyatlarla çalışmalarını sürdürüyorlardı.  Fotoğraf çekmek ciddi şekilde yasaktı. Görüldüğümüz takdirde her an patates olabilirdik. Ama Türk olmanın verdiği cesaret ile Flaş’ı kapatarak 3-5 fotoğraf çektim ne yalan söyliyim.

Porno Tiyatrosu diye bi kültürdende bahsetmek isterim. Tiyatro dendiğine bakmayın. Herhangi bi konusu yok. 2euro’ya bilet alıp giriyorsunuz. Farklı farklı 6 tane salon seçeneği var. Fazla detay verip konuyu sulandırmıcam ancak özetle sahneye bi kadın bi erkek çıkıp “gerçek” performans sergiliyorlar. Oturduğunuz yer ile sahne arasında maximum 1 metre mesafe war. Oldukça HD kıvamda izleyebiliyorsunuz abla ile abiyi..

Şehirde en ufak tarihi yada kültürel bir faaliyete rastladım dersem yalan söylemiş olurum. Sin City’nin gerçek dünyadaki Karşılığı Amsterdam. Kilise mensupları ellerinde yazılar ile bişeyler yapmaya çalışsada pek etkilli oldukları söylenemez. Ama hayat tecrübesi olması için gerçekten listenize eklemeniz gereken bir yer Amsterdam. Birazda paranız varsa gerçekten çok güzel zaman geçirebilirsiniz..

Nadirende olsa çıkış yaparken köpek’ler eşliğinde aranıyorsunuz. Yani dışarı bir şey çıkartmak gerçekten zor. Yakalanırsanızda ciddi yaptırımı olduğunu unutmayın. Yasa’lara uyun derim.. Amsterdamda Olan Amsterdamda kalır..

Sonraki yazılar »