Yemek ve Yedirmek Aşkında: Julie&Julia
17 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Blogi | Görsel, Blogi | Manşet
Yemek yapmak ve yedirmek her zaman kişisel tutkularımdan biri oldu. Nedenini bende bilmiyorum ama yemek yaparken gerçekten çok zevk alıyorum.Ve insanların yüzünde saatlerce uğraştığınız ve emek verdiğiniz bir şeyden dolayı oluşan tebessümü görmek tarif edilemeyecek bir haz.
Her ne kadar bir erkek olsam ve yemek yapmak ülkemizde neredeyse kadınlara bırakılmış bir olay olsa da, hatta ve hatta yemek yapan erkeklere burada anmak ve yazmak istemeyeceğim sıfatlar yakıştırılsa da, ben yine de çok seviyorum yemek yapmayı. Yemek yemeği de sevdiğimden kaynaklanıyor sanırım bu durum…
İşte şimdi sizlere anlatacağım şey de tam olarak bu konu üzerine.. Yemek yapmayı, yemeyi ve yedirmeyi çok seven iki insanın hakkında.
Biri Julia Child; 40′lı yılların sonlarında eşinin işi yüzünden Paris’e gitmiş ve orada yapacak bir şey bulamadığı için çok sevdiği yemek yapma olayını biraz daha ileriye taşımak için Le Cordon Bleu Aşçılık Akademisi’ne girip başarı ve 1-2 ufacık entrikadan sonra mezun olup, Amerika’lı “Aşçısız Kadınlara” nasıl Fransız Mutfağının eşsiz lezzetlerini evde kolayca hazırlayabileceklerini anlatan çok güzel ve uzun bir kitap yazan Amerikalı yemek yazarı.
Ve tam olarak bu satırları yazdıktan 15 dakika önce bu filmi bitirmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, gerçekten inanılmaz derecede güzel bir filmdi. Julia Child’ı oynayan ve benim tüm zamanların en iyi aktristi olarak adlandırdığım Meryl Streep yine döktürmüş, döktürmüş, döktürmüş! Zaten kendisi için ne kadar konuşsam yine az bence, o yüzden en elimdeki en iyi seçenek olan susmayı tercih ediyorum.
Julie Powell’ı ise genç kuşaklardan Amy Adams oynuyor. Açıkça konuşmak gerekirse kendisinden bu kadar içten ve sıcak bir performans beklemiyordum. Beni gerçekten şaşırttı. Yemek yapmayı gerçek hayatta da bu kadar seviyor mu bilmiyorum ama gerçekten bana o duyguyu güzel yansıttığını söyleyebilirim.
Benim en dikkatimi çeken olaylardan biri bu filmin yine bir Meryl Streep-Stanley Tucci ortak filmi olması. Stanley Tucci ‘yi benim tanımam yine bir başka Meryl filmi olan “Devil Wears Prada” ile oldu ve orda da gerçekten göz kamaştırıcı bir performans sergileyen Tucci, bu sefer de Julia Child’ın kocası olan Paul Child rolünde çok, çok başarılı. Kendisini özellikle tebrik etmek istiyorum ve her ne kadar bir hayalden öteye gitmeyecek olsa da, eğer Blogi’yi okuyan 1-2 Hollywood yapımcısı var ise, kesinlike Streep-Tucci filmlerini daha fazla görmek istediğimi belirtmeliyim. Gerçekten aralarındaki kimya eşsiz!
Bu kadar yazdıktan sonra sanırım söylenebilecek en güzel şeylerden biri bu filmi izleyin, özellikle de yemek yapmayı seviyor iseniz. Sevmeseniz bile, yemek yemek sonuç olarak günlük yaşantımızın temel taşlarından biri olduğu için sizi sıkacağını sanmıyorum. Özellikle de bu mükemmel oyuncular ve oyunculukları ile… Son olarak bu filmin yaşanmış olaylardan meydana geldiğini de söylemeliyim diye düşünüyorum.
Sizlere iyi seyirler Blogi okurları…
Felekten Bir Gece geçirmek isteyenlere Blogi’nin Tavsiyesi: The Hangover!
14 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Blogi | Görsel, Blogi | Manşet, La Vita é Bella
Bazı Filmler vardır “Kanka bizde aynısını yaşamıştık bunun” dersiniz.
Hangover o filmlerden biri değil!
Herkesin yaşamak isteyeceği türden bir macerayı anlatan bir film…
Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekârlığa veda partisi vermek için Las Vegas’a giden dört arkadaş, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan bebek ile uyanırlar. Kahramanlarımız “vayy be ne dağıtmışız helal bize!” derken damat adayının ortada olmadığını farkederler.
Bir gece öncesine dair hiçbirşey hatırlamayan üç kafadar ip uclarını takip edip damadı bularak zamanında Los Angeles’a düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.
Film klasik Amerikan filmlerinden biri değil gerçekten çok eğlenceli.Hele filmde bir Alan karakteri varki evlere şenlik! Bradley Cooper ise herzamanki gibi filme görsel açıdan katkıda bulunarak kızların içini açıyor.
Filmin sonundaki fotoğraflar ise özellikle film kadar komik, filmin müzikleri ise sahnelere cuk oturmuş izlerken gaza gelip hadi kalkın Vegas’a gidiyoruz diye fırlayabilirsiniz!
Kısacası Hangover bugüne kadar izlediğim en iyi komedi filmi ünvanını havada kapar.
Not: Erkekler bu filmden sonra bekarlığa veda partileri hakkındaki beklentilerini yükseltmesinler. Orası Vegas edebinizle filmi izleyin, bizde yapalım bunları diye durduk yerde başınızı belaya sokmayın.





