İzlenesi Bir Film: V for Vendetta
07 Şubat 2010 Yazan peren
Kategori Blogi | Yazı
“Remember remember the fifth of november. Gunpowder treason and plot. I know no reason why the gunpowder treason should ever be forgot !”
Son birkaç gündür bu cümleler dolandı dilime. İzleyenler bilir “V for Vendetta”da geçer bu cümleler. İzlemekte çok geç kaldığım muhteşem bir filmdi. Tekrar tekrar izleyebileceğim ve herkesin seveceğini düşündüğüm bir film. Özetle arşivlik bir yapım olmuş
Filmden bahsetmek gerekirse 2035 yılında oluyor olaylar. Guy Fawkes maskesi takan esrarengiz bir adamın ve onun yanındaki(!) bir kızın hikayesi anlatılıyor. Kim bu Guy Fawkes derseniz zamanında İngiltere Parlamento Binası’nı havaya uçurmaya çalışıp başarısız olan ve bu girişimi yüzünden idam edilen bir şahsiyet. Tahmin edebileceğiniz gibi bu olay 5 kasımda gerçekleşiyor. Filme dönecek olursak kendisine V diyen maskeli dostumuz 2035 İngilteresinde bazı şeylerin yanlış gittiğini söyleyip kendi yöntemlerince çözümler buluyor. Şiddetin bazen iyi amaçlar için kullanılabileceği teması da göze çarpıyor filmde. Ama V’nin kendisini mükemmel yetiştirdiğine hiç kuşku yok. Ayrıca filmde Nazilere de gönderme yapılıyor ve idealler asla ölmez gibi bir fikri de yüklüyor izleyenlere
V for Vendetta kesinlikle izlemeniz gereken bir film diye düşünüyorum. Filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar sıkılmayacaksınız. Benim şahsi düşüncem filmin en güzel sahnesi de son sahnesiydi. Hepinize iyi seyirler diyorum filmi izleyeceğinizi düşünerek. =)
Dan Brown’dan son şaheser: Kayıp Sembol!
14 Ocak 2010 Yazan admin
Kategori Blogi | Manşet, Blogi | Yazı
Aslında öyle aşırı kitap merakı olan biri değilimdir. Ama elime akıcı bir kitap geçtiği zaman okumadan da duramam. Dan Brown da kitaplarını okuyabildiğim yazarlardan biridir. “İhanet Noktası” adlı kitabıyla başladı Dan Brown merakım. Enteresan bir konuyu 4-5 farklı olaya bölerek anlatması ve hepsini en sonda mükemmel bir şekilde bağlaması büyük bir ustalık istiyordu bana göre. Kitabı elimden düşüremiyordum çünkü her yeni sayfada acaba şimdi ne olacak diye düşünmeden duramıyordum. Betimlemelere fazla yer vermeden direk olay üstünden anlatması da cabası.
İhanet Noktası bittikten sonra çıktığı zaman çok büyük ses getiren “Da Vinci Şifresi”ni okumaya başladım ve galiba 2 günde bitirmiştim kitabı. Araştırmaları olay örgüsü ve sürpriz sonuyla biten muhteşem bir kitap. Filmini de izledim ama kesinlikle kitabı çok daha güzeldi.(filmde kesilen bir yığın güzel olay var.) “Melekler ve Şeytanlar” ve “Dijital Kale” ile devam etti Dan Brown maceram. Ve son olarak Türkiye’de raflara geldiği gün alıp okuduğum son kitabı: Kayıp Sembol
Diğer Brown kitaplarından biraz farklıydı. Tüm kitapları okuyanlar fark edecektir. Kitaptan bahsetmek gerekirse; baş kahramanız Melekler ve Şeytanlar ve Da Vinci Şifresi’nde olduğu gibi Harvard’lı simge-bilim profesörümüz Robert Langdon. Olaylar Robert’in eski bir dostunun asistanı tarafından Washington D.C’ye bir konferans vermesi için çağırmasıyla başlıyor. Robert giderken dostunun bir zamanlar ona emanet ettiği bir kutuyu da yanına alıyor. Robert konferans vereceği yere geldiğinde ise yerde dostunun kesik elini buluyor. Kesik elin elbette bir anlamı var kitabı okuyarak öğrenmeniz tavsiyemdir. Ve bu kesik elle başlayan 24 saatlik macera anlatılıyor kitapta.
Amerika’nın kuruluşundan Masonlara kadar her şey var kitapta. Gizem, tarih, bulmaca ne ararsınız. Ve tabi ki müthiş bir sürükleyicilik. Kitaptaki bazı bulmacaları kendiniz çözmeye çalışırsanız kitap daha da merak uyandırıcı olabiliyor. Masonların gizemleri üzerine yazılmış çok güzel bir roman.
Peren



